biyograftam
Giriş
  1. Keşfet
  2. Kültür & Sanat
  3. Hizbullah (Türkiye)
Kültür & Sanat

Hizbullah (Türkiye)

Hizbullah (Türkçe: Allah'ın Partisi), diğer adlarıyla Türkiye Hizbullahı, Kürt Hizbullahı (Kürtçe: Hizbullahî Kurdî) veya Hizbullah Cemaati (Kürtçe: Cemaeta Hizbullahê); Kürt, Sünni İslamcı ve çoğu faaliyetini Türkiye'de gerçekleştiren militan örgüttür. Geçmiş...

01

Kısaca kimdir?

Hizbullah (Türkçe: Allah'ın Partisi), diğer adlarıyla Türkiye Hizbullahı, Kürt Hizbullahı (Kürtçe: Hizbullahî Kurdî) veya Hizbullah Cemaati (Kürtçe: Cemaeta Hizbullahê); Kürt, Sünni İslamcı ve çoğu faaliyetini Türkiye'de gerçekleştiren militan örgüttür. Geçmişte şiddet eylemleri gerçekleştiren örgüt, 2000'ler ve sonrasında şiddet içerikli olmayan faaliyetlere odaklanmıştır. İsim benzerliğinin aksine Türkiye'deki Hizbullah ile Lübnan'daki Hizbullah arasında doğrudan bir ilişki tespit edilmemiştir.

02

Hayat hikâyesi

02.1Tarihi

Örgüt, 1979-1980 yıllarında Diyarbakır'daki Vahdet kitapçısındaki toplantılarla oluşmaya başladı. Abdulvahap Ekinci'nin sahip olduğu bu kitapçıdaki toplantılar, Fidan Güngör ve Hüseyin Velioğlu tarafından düzenlenmekteydi. 1981 yılında Fidan Güngör, Menzil kitapçısını kurarken, 1982 yılında Hüseyin Velioğlu ise İlim kitapçısını kurdu. 1979'da kurulan örgüt, 1987'ye kadar bu kitapçılarda toplanarak faaliyetlerini sürdürdü. 1987'de Hüseyin Velioğlu İlim kitapçısını Batman'a taşıdığında, liderlik ve militan faaliyetler üzerindeki farklı fikirler sonucu örgüt, iki kola ayrıldı. Velioğlu'nun liderliğindeki İlim kolu, hemen silahlı faaliyetlere başlama kanaatindeydi. Anlaşmazlıklar, iki grup arasında geçen kanlı çatışmalarla sonuçlandı.

Örgüt, Batman dışında en çok Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde etkiliydi, ayrıca uzun bir süre boyunca Yolaç köyünü merkez üssü olarak kullanmıştır. Bununla birlikte örgütün yetkili isimleri ve örgüt üyeleri bazı temaslarda bulunmak veya destek elde edebilmek için Kuzey Irak'a ve İran'a gitmiştir.

Milliyet'in iddiasına göre, İlim ve Menzil gruplarından sonra kendi çevresince Hizbullah Hakverdi olarak anılan Hilmi Kocaaslan tarafından da Davet grubu oluşturulmuş ve Malatya'da kadrolaşmaya başlamıştır. Güvenlik güçleri tarafından takibe alınan Davet grubu, İlim ve Menzil gruplarıyla anlaşmazlıklar yaşamış ve çatışmalarda kayıplar vermiştir. Davet grubu 1990 yılında "İslami Davet" dergisi ile propagandaya başlamış, daha sonra dergi ekonomik sebeplerle yayın hayatına son vermiştir. İran etkisi daha çok göze çarpan Davet grubu, İslami Davet adında bir içerik platformu oluşturmuş, internet ve sosyal medyada da varlık göstermeye başlamıştır. Said Nursi ve Ruhullah Humeyni'nin ortak yönlerine vurgu yapan ve Said Nursi'nin İran'daki İslam İnkılabı'nı "müjdelediğini" iddia eden bu fraksiyon, İran'a ve İran'ın politikalarına tam bir bağlılık göstermiştir.

02.2Faaliyetleri

Zekât ve fitre adı altında esnaftan ve halktan zorla para topladığı iddia edilen örgüt, 1990'ların başında, halihazırda yükselişe geçen Kürt ayrılıkçı hareketine doğrudan bir tehdit oluşturmuştur. Kürt Sünni İslamcı örgüt; şiddet ve cinayet gibi eylemlerini PKK üzerine yoğunlaştırsa da emniyet birimlerini ve ahlaksız olarak kabul ettikleri kişileri de (alkol içenler, mini etek giyenler vs.) hedef almışlardır. 1992'de, 2000'e Doğru dergisinin Diyarbakır temsilcisi Halit Güngen Hizbullahçılar tarafından öldürüldü. Öldürülmesinden iki gün önce 2000'e Doğru, "Hizbullah Çevik Kuvvet Merkezinde Eğitiliyor" manşetli bir kapakla çıkmıştı. Hizbullah üyeleri ise örgütün devlet desteği aldığına dair iddiaları yalanlamış ve bu iddiaları "gülünç" bulduklarını söylemişlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Kemalistlerin "İslam'a savaş açtığını" ve "Kürtleri yok saydığını" savunan örgüt, Şeyh Said İsyanı'nı "haklı bir kıyam" ve isyanın lideri Şeyh Said'i de "kahraman bir şehit" olarak görmektedir.

Hizbullah, Gülen Cemaati gibi Nurcu bir gelenekten gelmesine rağmen Fetullahçılara karşı daima mesafeli ve onlarla münakaşa halindeydi. Hizbullah'a yönelik operasyonlarda yer alan polislerin Gülen Cemaati'ne yakın olduğu yönündeki güçlü kanılar Hizbullah'ın bu harekete kuşkuyla yaklaşmasında belirleyici olmuştur. Gülen Cemaati'nin yayın organları Hizbullah aleyhinde yayınlar yapmakta, Hizbullah ise Gülen Cemaati'ni "rejime yaranma çabası" iddiasıyla eleştirmekteydi. Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım'ın Hizbullah tarafından öldürüldüğünün ortaya çıkması Nurcuların tepkisini çekmiştir.

İlk döneminde örgüte ait yazılı bir metne rastlanmasa da "Şehitler Kervanı" adında bir albüm çıkardıkları biliniyor. Bu albümde ''Kürdistan'' olarak isimlendirdikleri Güneydoğu'da ''şeriat'' adına verdikleri mücadeleyi anlatan marşlar ve Ruhullah Humeyni gibi isimlere yazılan ağıtlar yer alıyor.

02.3Derin devlet ile ilişkileri ve devlet desteği

Eski bakan Fikri Sağlar, Siyah-Beyaz gazetesiyle yaptığı bir röportajda, ordunun Hizbullah'ı sadece kullanmakla kalmadığını, aynı zamanda bu örgütü kurup sponsorluğunu da yaptığını söylemiştir. Bu kararın 1985 yılında alındığından da söz eder. Fakat konuyla ilgili devlet kayıtlarında geçerli hiçbir bilgi ve belge göstermemiştir.

Yine de güvenlik güçleri, Hizbullah'a devrim sonrası İran tarafından para yardımı yapıldığını ve eğitim verildiğini; ayrıca İran'ın, Orta Doğu boyunca terör örgütleri vasıtasıyla İslami hükûmetler kurmak istediğini iddia etmiştir.

Doğu Perinçek'in sahibi olduğu Haftalık 2000'e Doğru dergisi, 16 Şubat 1992'de görgü tanıklarının ve Hizbullah sempatizanlarının verdiği bilgiler doğrultusunda, örgüt üyelerinin Diyarbakır'daki çevik kuvvet merkezinde eğitim gördüklerini bildirmiştir. Sözü edilen Hizbullah sempatizanlarının kim olduğu ise belirtilmemiştir. Bu konuyla ilgili makalenin yayımlanmasından iki gün sonra bu makalenin yazarı Halit Güngen, faili meçhul bir cinayete kurban gitmiştir. Bir önceki sayısında devlet ve Hizbullah ilişkilerinden bahseden haftalık Gerçek dergisinin Diyarbakır temsilcisi Namık Tarancı, 20 Kasım 1992'de iş yerine giderken vurularak öldürülmüştür. Özgür Gündem muhabiri Hafız Akdemir; Silvan'da Hizbullah tarzı çifte cinayet işledikten sonra kaçan suikastçılara yardım ve yataklık eden bir kişinin, altı hafta gözaltında tutulduktan sonra mahkemeye bile çıkmadan serbest bırakıldığını iddia eder ama cezaevine gönderilen binlerce Hizbullah hükümlüsü olduğu bilinmektedir. Kendi dilinden Hizbullah kitabında bütün bu cinayetlerin Hizbullah'ın çatışma halinde bulunduğu örgüt ya da gruplar tarafından psikolojik savaş amaçlı üretildiğini dile getirmiştir

Türkiye'deki Meclis Araştırma Komisyonu'nun 1993 raporunda; Hizbullah'ın, Batman ilinde güvenlik güçleri tarafından siyasi ve askerî eğitim, ayrıca destek aldıkları anlatılmaktadır.

JİTEM'in kurucusu olduğunu iddia eden Jandarma Genel Komutanlığı'ndan emekli albay Arif Doğan, 17 Ocak 2011'de Ergenekon davaları kapsamında mahkemede ifade verirken; Hizbullah'ın camii manipülasyonlarına karşı fikirsel olarak savaşması için, Hizbul-Kontr ("Kontralar Partisi") isimli bir oluşum kurduğunu beyan etmiştir. Ancak Arif Doğan'ın akli dengesini kaybettiğinin anlaşılması nedeniyle bu iddia gerçekçi bulunmamıştır.

02.4İnsan kaynakları

Corry Görgü, 1990'ların başında örgütün militan sayısını 20.000'e kadar ulaştığını belirtirken Center for Defense Information'ndaki 2003 tarihli bir makalede de aynı sayı tekrarlanır. 2002 Küresel Terörizmin Motifi raporunu temel alan, Amerikan Bilim Adamları Federasyonu'nun İstihbarat Kaynağı Programı tarafından sağlanan bilgilere göre örgütün birkaç yüz üyesi ve binlerce destekçisi vardır. Ufuk Hiçyılmaz ise, Ocak 2005'te Aksiyon'da yayımlanan makalesinde örgütün yaklaşık 1.000 kişilik silahlı üyesi bulunduğundan bahseder.

02.5Ekşi Sözlük 10 öne çıkan yazı · ekşi sözlük
10 öne çıkan yazı eksisozluk.com · şükela modu
türkiye’deki islamcı örgütlerin belki de en ilgi çekici olanı ve ülkenin hafızasına en fazla kazınanıdır. zaten 90’larda gerçekleştirilmiş olan 700’e yakın ölümden sorumlu olması ve buna rağmen örgüt hakkında basına doğru düzgün bir bilgi ulaşmaması örgütü yeterince gizemli bir yapı haline getiriyordu. fakat 2000 yılındaki beykoz operasyonuyla örgüte ait ele geçirilen bilgilerin hala açıklanmaması ve türkiye’de hizbullah dosyasının kapanmış gibi davranılması işi daha da ilginç hale getirdi. son zamanlarda örgütün ve örgütle bağlantılı bazı yapıların zaman zaman ortaya çıkması ve özellikle pkk ile girdikleri tartışmaların anında 50- 60 kişinin öldüğü silahlı çatışmalara dönüşmesi artık bu örgüt hakkında daha detaylı bir çalışma yapılması gerektiğini gösterdi. (bkz: 6-7 ekim 2014 kobani için sokağa eylemleri) (bkz: 9 haziran 2015 diyarbakır olayları) yazı biraz uzun olacakmış gibi hissediyorum bu sebeple ben de twitter tarzıyla daha kolay okunabilecek şekilde madde madde gideyim; 1. örgüt, o dönem ilçe olan batman’da tıpkı pkk gibi 1980 askeri darbesinin hemen öncesinde kurulmuştur. sizin de yazı ilerledikçe fark edebileceğiniz gibi örgütün kurulma, silahlı eylemlere başlama ve çökme(?) tarihleri pkk ile belirgin bir parelellik gösteriyor. bu parelellik de örgütün pkk’ya karşı devlet tarafından kullanıldığı iddialarını güçlendiren nitelikte bir durum oluşturuyor. 2. örgütün ilk ismi “cemaata ulemayen islami”dir( islam alimleri cemaati). hizbullah ismi ise örgüt mensuplarının düğünlerde “inşallah, maşallah , hizbullah” şeklinde slogan atmaları sebebiyle başkaları tarafından yakıştırılmıştır. 3. örgütün referansları; iman hakikatleri ve tevekkül konusunda “risale-i nurlar”, eylem açısından “iran islam devrimi”, teşkilatlanma konusunda ise “müslüman kardeşler” hareketidir. yani örgüt hem ali şeriati gibi iran devrimini besleyen yazarlardan hem de seyyid kutub gibi ihvancı yazarlardan beslenmiştir. ayrıca örgüt yine iran islam devrimi hareketine benzer olarak din ve ilim adamlarının birleşimi şeklinde kurulmuştur. hatta örgütün liderinin mülkiyeli hüseyin velioğlu olması örgüt içinde sisteme dahil olmak konusunda ciddi tartışmalara yol açmıştır. 4. örgütün iran’la ilişkisi sadece ideolojik yakınlıkla sınırlı değildir. neredeyse tarihi boyunca hep iran dışişleri bakanlığıyla sıkı bir ilişki içinde olmuştur. hatta 90’larda yoğunlaşan pkk- hizbullah çatışmasında, ara bulucular çatışmayı durdurmak için iran’la görüşmeye gitmişlerdir. 5. örgüt tıpkı pkk gibi, türk ağırlıklı yapıların içerisinden ayrılmıştır. kurucu hüseyin velioğlu, hizbullah’ı kurana kadar milli selamet partisi ve milli türk talebe birliği içerisinde etkin biçimde yer almıştır. ayrıca ankara’da bulunduğu süre içinde bir dönem adalet bakanlığı yapmış olan şevket kazan’ın şirketinde çalışmıştır. 6. hizbullah’ın iran’la ilişkisi ve hizbullah’ın türk islami kuruluşlarla ilgisi birlikte düşünüldüğünde akla hemen türkiyedeki islami yapıların iran’la ilişkisi geliyor. bu konuda hala o islami kuruluşlar tarafından yönetilmemiz sebebiyle kapsamlı bir çalışma yapılamasa da cemaat- akp savaşı bu ilişkilerin araştırılmaya başlanmasına yol açtı ve türk istihbaratının başındaki ismin iran ajanı olduğu gibi birçok iddia ortaya atıldı. şimdi bunlarla ilgili fikir yürütmek zor ama önümüzdeki günlerde birçok şey açığa çıkar diye düşünüyorum. 7. örgüt 1983 yılında çalışma merkezini batman’dan diyarbakır’a taşımış ve 1991’e kadar burayı merkez olarak kullanmıştır. bu süre içerisinde “ilim” adıyla kitapevi kurmuş ve burayı da örgütlenme amacıyla kullanmıştır. 8. örgütün teşkilatlanma için en çok kullandığı alanlar tabi ki camilerdir. 90’ların ortalarına gelindiğinde neredeyse diyarbakır’daki tüm camileri ellerine geçirmişlerdir. bu süreçte kendilerine yardımcı olmayan imamları, görevlileri, cemaat mensuplarını tehdit etmişler, şiddet uygulamışlar ve baskı oluşturmuşlardır.( tıpkı pkk gibi hizbullah da yayılma alanı bulmak için namlusunu önce kendi halkına çevirmiştir.) daha sonra
lübnan'daki iran destekli şii hizbullah örgütü ile karıştırılmamalıdır. örgüt ilk ortaya çıktığı zamanlarda devlet tarafından en fazla müsamahaya mazhar terör örgütü payesini de almıştır. doksanların ilk yarısındaki kan,terör,devlet, mafya, kontrgerilla kavramlarının içiçe geçtiği karanlık süreçte etkin faaliyet icra etmiştir. örgütü devletin kurduğu, kurdurduğu ya da en azından varlığına gözyumduğu iddiaları herzaman gündemde olmuştur. güneydoğuda marksist pkk ya karşı müslüman hizbullah ayaklarına etkin bir propaganda yapabilmiş ve bağnaz halk arasında sempati toplayabilmiştir. kendi içlerindeki menzilciler kanadını da tasfiye ettikten sonra (kan, vahşet, domuzbağı) özellikle batman da enseye tek kurşunla infazlar başlamış, şehir merkezlerinde pkk nın etkinliği kırılmıştır. devlet, düşmanımın düşmanı dostumdur mantığı ile ses çıkarmamış hatta destek olmuştur. güneydoğu da jandarma gözetiminde bir hizbullah kampı olduğu iddiaları da o dönem ciddi iddialar olarak kayda geçmiştir. kendilerince bir şehitlik yapmışlar ve çatışmalarda ölen mensuplarını törenlerle ve intikam hissini, mücadele azmini sürekli ayakta tutacak etkinliklerle bu şehitliğe gömerek geride kalan militanları ve mensuplarını daha bir gazlamışlardır. devlet en azından bu şehitliğe bile karışmamıştır. bir anlamda kendi frenkeştaynını kendisi beslemiş ve semirtmiştir. pkk terör örgütün kontrol altına alınmasıyla devlet açısından fonksiyonu kalmamıştır fakat örgüt bir ağ gibi her yeri sarmıştır. merkezi istanbula taşımış ve islami kesim üzerinde tek inisiyatif sahibi olmak için tehdit şantaj ve tekfirle diğer tarikat ve cemaatleri sindirme stratejisini uygulamaya koymuşlardır. öncelikle kürt asıllı nurcuların bir oluşumu olan med zehra vakfı başkanını kaçırmışlar ve hücre evlerinde sonradan açığa çıkan canavarlıkları yapmışlardır. tabi bundan çok önce ve sonrasında da boş durmamışlar hainlikle damgaladıkları kendi üyelerine de benzer muameleleri reva görmüşler ayrıca kendi düşüncelerine uymayan gonca kuriş gibi insanları da infaz etmişlerdir. tam da med zehra üyelerini kaçırdıkları zamanlarda ortadan kaldırılmaları zamanının geldiğine karar veren devlet yetkilileri düğmeye basmışlar ve anadolunun dört bir yanında mezar evler ortaya çıkartılmışlardır. pek derin devletimizin bu kadar nane yenirken nerede olduğu hususu ise zihinlerde soru işareti olarak kalmıştır. örgüt lideri hüseyin velioğlunun ilişkilerinin boyutu ise hep bir sır olarak kalacaktır. örgüt içinde ve dışında çok sıkı bir istihbarat ağı kuran bu şahıs en ufak şüphede bile gözünü kırpmadan kendi militanlarını bile domuzbağı yaptırtabilmiştir. istanbuldaki baskında ise teslim olmadığı ve ölene kadar bilgisayarlardaki kayıtları yok etttiği bilinen husustur. zira tüm istihbaratı şahsında toplamaktaydı. örgüt aslında gizemini korumaktadır ve gizem perdesinin altından yabancı istihbarat örgütleri, kontrgerilla, bazı ebleh cihat sevdalısı islamcıların iğrenç birlikteliğinin çıkması olasılığı da gözardı edilmemelidir.
güneydoğu'nda son yıllarda radikal islâmın yükselişe geçmesi ile, tekrar gündeme gelen örgüt. ya da şöyle ifade edelim; türkiye'nin toplumsal formasyonundan ötürü bir türlü gündeme gel(e)meyen olgu. çelişkili mi? hayır değil. hizbullah'ın örgüt olarak gündeme taşınmasına rağmen olgu olarak hemen hemen hiç irdelenmemesi ve toplumun neredeyse tüm katmanları tarafından görmezden gelinmesi aslında coğrafi olarak kırılmalara işaret ediyor. lâkin bu kırılmaya sonra girelim; son aylarda en yetkin makalenin sahibi olarak ruşen çakır'a kulak verelim. ilk önce kuruluştan yola çıkarsak: "1970’li yılların sonlarında, iran devrimi’nden etkilenen bir avuç kürt kökenli gencin başlattığı bu hareket, 12 eylül 1980 askeri darbesinin hemen ardından kurumsallaşmaya gitti ve iniş çıkışlarla bugüne kadar geldi. örgütün daha uzun bir süre güneydoğu başta olmak üzere türkiye siyasi sahnesinin önde gelen aktörlerinden biri olacağı açıktır. hizbullah denince akla ilk olarak hüseyin velioğlu geliyor. 1952 yılında batman'ın gerçüş ilçesinde hüseyin durmaz olarak doğan hizbullah lideri 1978 yılında velioğlu soyadını aldı. (...) mülkiye’de millli türk talebe birliği (mttb) üyesi olan velioğlu ardından milli selamet partisi (msp) sempatizanı gençlerin örgütü olan akıncılarla birlikte hareket etti. mezun olduktan sonra kaymakamlık sınavında da başarılı olamadığı için batman'a dönen velioğlu burada bir grup arkadaşıyla yeni bir islamcı çevre oluşturdu. bu genç islamcılar belli bir güce ulaştıktan sonra da hareketlerinin merkezini batman'dan diyarbakır'a taşıdılar. uzun bir süre gizli ve ev toplantıları halinde gelişen örgütlenme çalışmaları 1987'de alenileşti. o dönem birçok islamcı topluluğunun yaptığı gibi velioğlu ve arkadaşları da bir kitapevi (ilim kitapevi) etrafında faaliyet gösterdiler ve kısa sürede kitapevinden hareketle 'ilimciler' olarak anılmaya başladılar. hizbullah, 1988-1990 arasında cihad’ın, yani şiddetin altyapısını hazırladı. bu süreçte velioğlu’nun stratejisini şöyle özetlediği söylenir: 'bizden başka rejime muhalif hareketin kalmaması gerekiyor. rejimin tek alternatifi olmak, halkın rejime olan muhalefetini tek alternatifte toplamak için bu şarttır. tek alternatife dönüştükten sonra hesaplaşma, rejimle bu tek alternatif arasında olacak.'" hizbullah'ın bilindiği gibi doksanlı yılların başında türkiye gündemine oturması radikal islâmcı bir örgüt olmasının ötesinde pkk ile mücadelesi ile oldu. ruşen çakır'ın yazdığı gibi birçok solcu, kürtçü ve islamcı grubu güneydoğu’dan kovmuş ya da etkisizleştirmiş olan pkk, hizbullah'a karşı savaşı başlatarak kendi tezine göre devletin son kozlarından birini de yok etmek istiyordu: "büyük çoğunluk bu savaştan pkk'nın galip çıkacağına kesin gözüyle bakıyordu. halbuki karşısında, neredeyse kendisini taklit eden, ‘tağuti’ olarak gördüğü rejime karşı ‘kıyam’a geçmek için diğer tüm muhalif grupları ortadan kaldırmayı ilke edinmiş ciddi bir yapılanma vardı. (...) [hizbullah] pkk'nın kendisine yönelik her eylemine üç katı ile karşılık vermeyi prensip edinmişti. çatışma 1993 yılında en yüksek düzeyine ulaştı. 1991-1995 arasındaki çatışmaların bilançosu pkk'nın hesaplarının hiç de tutmadığını gösteriyordu. resmi bir raporda da belirtildiği gibi pkk’nın kayıpları beklenenin ötesindeydi: 'bu dönemde her iki taraftan 700'e yakın sempatizan ve militan öldürülmüştür. bu eylemlerin 500 kadarının yasadışı hizbullah/ilim örgütü, 200 kadarının ise pkk terör örgütü tarafından gerçekleştirildiği değerlendirilmektedir.'" dolayısıyla, devletin çeşitli güvenlik güçleri ile "pkk'ya karşı" kurulan başlangıçtaki simbiyotik ilişki en sonunda karşılıklı bir illegal yapılanmaya dönüştü. türkiye insan hakları vakfı'nın hazırladığı türkiye insan hakları raporu-2000"de resmi kurumlarda görev yapan yetkililerin ve hizbullah militanlarının açıklamalarından derlenen bilgiler şöyle: "15 şubat 1993 tarihinde show tv’de yayınlanan 32. gün programında dönemin içişleri bakanı ismet sezgin, 'hizbullah’ın pkk’ye karşı örgütlendiğin
uzun süredir ülkenin gündeminden düştüğü için hizbullah'ın ne olduğu türkiye'de özellikle gençler arasında tam olarak bilinmiyor. bu herifler bildiğiniz terör örgütlerine benzemez; bunları pkk, dhkp-c falan gibi orada burada bomba patlatan, güvenlik güçleriyle çatışan tipler sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. bölgede yaşayanlar iyi bilir; batman, siirt, diyarbakır, bingöl gibi illerde bu tipler özellikle 90'lı yıllarda halka korkunç baskılar yapmışlardır. oruç tutmayan, namaz kılmayan insanları dövmek, sokakta kıyafetini beğenmedikleri kadınlara kezzap atmak, kendilerine karşı çıkan insanları örgütün hücre evlerine kapatıp günlerce işkence ettikten sonra domuz bağıyla infaz etmek gibi duyan herkesi dehşete düşüren eylemleri çocuk olmama rağmen aklıma kazınmıştı. konca kuriş meselesi epeyce konuşulduğu için ona tekrar girmiyorum ama şunu söyleyeyim, konca kuriş'in cenazesine ulaşıldığında işkence yapılırken göğüslerinin kesildiği tespit edilmişti. ışid dışında bu kadar vahşi yöntemler kullanan başka bir terör örgütü biliyor musunuz siz? ve şimdi akp'liler bunların partisini meclise soktu. siz bakmayın bunları yerli ve milli ilan edenlere; onlar belli ki ölmeyi bayılmak sanıyorlar. yıllar sonra "hüdapar bizi aldatmış" dediklerini duyacağız zaten, bunların hepsi bildiğin insanlıktan çoktan çıkmış tipler. son bir not; selefi bir terör örgütü olan ibda-c'nin militanları bile cezaevinde aynı koğuşa koyuldukları hizbullahçılardan korktukları için cezaevi yönetimine yalvararak yerlerinin değiştirilmesini istemişlerdi zamanında. selefi militanları bile korkutmayı başardıklarına göre nasıl tipler olduklarını varın siz düşünün.
lisede okuduğum zamanlarda bizim okulda bu zamazingonun sempatizanları vardı hizbi denirdi bu adamlara kısaca.bilirim ki kavga çıkaracakları zaman sarık falan sararlardı başlarına,allahtan başka kimseden korkuları daha doğrusu çekinceleri olmadığından (haliyle kaybedecekelri bişeyleri de yoktu) satırlarını tam manasıyla sallar kezzaplarını tam yerine dökerlerdi bu hayvanlar.peki nooldu içlerinden en hayvanı en öküz en uç başları bir kaç sene sonra ankara'da milli kütüphane'nin kantininde ultra mega ötesi tiki bi hatunla ulu orta yiyişirken görüldü...
türkiye'de bu adı kullanan dinci terörist bir örgüt vardır. daha çok doğu ve güneydoğu illerinde örgütlenmiştir. suudi arabistan, ırak, sudan'da kafa kesmelerin, resmi ya da terörist eylemlerle insanların din adına boğazlarının kesilmesinin sadece bu ülkelerde olmadığını ispatlayan örgüttür. türkiye hizbullah örgütünün gonca kuriş i kaçırıp öldürmesinin ardından operasyon başlatılmıştı. bodrumda bulunan mezarlar, örgüt dökümanları filan derken, hepiniz duydunuz domuz bağı ve kafa kesmeleri olduğunu. ancak bunun hiçbirisi kamuoyuna gösterilmedi. ancak, o dönemde, gazetelerin haber müdürleri ve ankara temsilcilerine insanların nasıl kıtır kıtır kesildiğini gösteren filmler izlettirilmişti. bunlar türkiye'de de olmuştur. bundan sonra olmayacağının da garantisi yoktur.
kurucuları arasında en önemli iki isim fidan güngör ve hüseyin velioğlu'dur. örgüt sonradan mezilciler ve ilimciler olarak ikiye ayrılmış, ilimcilerin başı hüseyin velioğlu iken fidan güngör menzilcilerin lideri olmuştur. adlarını diyarbakır'daki ilim ve menzil kitabevlerinden almışlardır. menzil grubu henüz savaş koşullarının oluşmadığını düşünerek daha ihtiyatlı davranırken ilimciler güneydoğuda gerçekleşen devlet destekli kontrgerilla faaliyetlerinin ana müsebbibi olmuştur. düşük yoğunluklu savaş sürecinde hizbullaha düşmanımın düşmanı dostumdur veyahut iti ite kırdırmak mantığıyla devlet tarafından göz yumulmuş hatta deteklenmiştir. akıllara zarar katliamlar gerçekleştiren örgütün hedefi çoğunlukla yurtsever veya solcu olarak bilinen insanlardı. saat beşten sonra sokağa çıkma yasağının bulunduğu 90 lı yılların ilk yarısında sokak ortasında tokarev marka silahla enseye tek kurşun, etek giyen kızların bacaklarına veya yüzüne kezzap fırlatma, satırla saldırma gibi ilkel ve iğrenç metotlarla diyarbakır, batman, silvan , mardin , nusaybin gibi il ve ilçelerde dehşet saçmıştır. işleri bitince devlet tarafından temizlenmiştir. edit: hizbullah güneydoğuda akıl almaz katliamlar gerçekleştirirken türk medyası bu süre zarfında aczmendi ali kalkancı gibi zibidilerle korku yaratıyodu. hizbullahın medya gündemine girmesi yıllar sonra hüseyin velioğlu'nun istanbul'da bir baskın sonucu ölü olarak ele geçirilmesinden sonra olmuştur. türk medyası neden susuyordu.
"batının verdiği at gözlükleriyle" olaylara bakanlar hizbullahın veya başka bir silahlı örgütün "terörist olmaması" konusunda kriterin abd askeri öldürmek değil, "işgale ve zulme karşı meşru direniş" olduğunu her zaman anlamazdan gelecekler. abd, israil ve fransız askerleri seksenli yıllarda lübnan'a beyrut'a dünyanın öte ucundan işgale geldiler ve öldürüldüler. bunu resmi bir ordunun güdümlü füzesiyle değil de bomba yüklü kamyonla yapana terörist diyen kendini kandırmaya devam edebilir ancak başkasını inandıramaz. şimdi gelelim pkk-israil-hizbullah-hamas meselesine. pkk'nın terörist (burda terörizmi nötr bir şiddet kullanma türü olarak değil de, olumsuz anlamı olan, gayrı meşru şiddet kullanımı olarak tanımlıyoruz) olmasının sebebi silaha sarılmış olması asker öldürmesi değil, bunu yapmak için meşru sebebi olmamasıdır. resmi söylem düzeyinde kürt kimliğini tanımama, kürtlerin kültürel özgürlüklerini kısıtlama gibi günahları olsa da, türkiye kendi içindeki kürt bölgesini herhangi bir x tarihinde işgal etmiş değildir. türk ve kürt halkları tc ve öncesindeki değişik siyasi yapıların egemenliğinde bin yıla yakın süredir beraber yaşamaktadırlar. türkiye'nin pkk ile mücadelenin yoğunlaştığı dönemlerde bölgede çatışmayı, korucu sistemi ötesinde, ordu içinde ağırlıklı olarak kürt kökenli askerlerle yürüttüğü bile vaki olmuştur (bkz: arap israillilerin askere alınmaması). türkiye içinde kürt sorunu bir işgal ve bağımsızlık savaşı olarak değil, osman baydemir'in "bile" kendi deyimiyle aile içi "ülke" içi bir sistem sorunu olarak yaşanmaktadır. bu şartlar altında insan katlettiği içindir ki, pkk ortadoğu'da israil gibi varlığı gayrı meşru bir terör örgütüdür. kısacası hizbullah hamas israil meselesinde benzetme yapacaklar mümkünse pkk ile israil'in aynı şey olduğunu anlmaya çalışsınlar. bunun için de güdümlü abd malı füze ile sivil veya ülkesini savunmaya çalışan lübnanlıyı katletmekle bunu kalaşnikofla yapmak* arasında fark olmadığı görmeye çalışsınlar. edit 2014: hizbullah terörist değil derken, pkk'nın ortaya çıkmasında, kürtlerin şiddete savrulmasında türkiye devletinin sorumluluğunu hafife alan bir analoji yapmışım, belki hizbullahı savunmak için tc ile israil arasında da benzerlik kurmak lazım.
akp'nin yeni sıfır sorunu. hocam burası ortadoğu; adamı suya götürüp susuz getirirler. kimin eli kimin cebinde belli değildir. yanındaki bugün dosttur yarın düşman. öbürgün yine dost. senin gibi kasaba politikacısına pabucu ters giydirip yollarlar. rezil ederler adamı.

Yazılar eksisozluk.com platformundaki başlığın en çok beğenilen (şükela) kayıtlarından otomatik olarak derlenmiştir. Fikir ve telif hakları ilgili yazarlara aittir.

03

Bağlantı atlası

Bu bağlar tahmin değil: iki kişiden birinin biyografisinde diğerinin adı geçiyor. Kanıt cümlesi her kartta yazılı.

Hizbullah (Türkiye) Arif Doğan Doğu Perinçek Hüseyin Velioğlu Namık Tarancı Şeyh Said
düz çizgi: bu biyografide anılıyorkesik çizgi: bu kişiyi anıyor
  • Hizbullah (Türkiye) hayat hikâyesinde anıyor Arif Doğan

    “JİTEM'in kurucusu olduğunu iddia eden Jandarma Genel Komutanlığı'ndan emekli albay Arif Doğan, 17 Ocak 2011'de Ergenekon davaları kapsamında mahkemede ifade verirken; Hizbullah'ın...”

  • Hizbullah (Türkiye) hayat hikâyesinde anıyor Doğu Perinçek

    “Doğu Perinçek'in sahibi olduğu Haftalık 2000'e Doğru dergisi, 16 Şubat 1992'de görgü tanıklarının ve Hizbullah sempatizanlarının verdiği bilgiler doğrultusunda, örgüt üyelerinin Di...”

  • Hizbullah (Türkiye) hayat hikâyesinde anıyor Hüseyin Velioğlu

    “Abdulvahap Ekinci'nin sahip olduğu bu kitapçıdaki toplantılar, Fidan Güngör ve Hüseyin Velioğlu tarafından düzenlenmekteydi.”

  • Hizbullah (Türkiye) hayat hikâyesinde anıyor Namık Tarancı

    “Bir önceki sayısında devlet ve Hizbullah ilişkilerinden bahseden haftalık Gerçek dergisinin Diyarbakır temsilcisi Namık Tarancı, 20 Kasım 1992'de iş yerine giderken vurularak öldür...”

  • Hizbullah (Türkiye) hayat hikâyesinde anıyor Şeyh Said

    “Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Kemalistlerin "İslam'a savaş açtığını" ve "Kürtleri yok saydığını" savunan örgüt, Şeyh Said İsyanı'nı "haklı bir kıyam" ve isyanın lideri Şeyh Said'i de...”

04

Kaynaklar

0kaynak kaydı
0farklı yayıncı
0ansiklopedi maddesi
0zaman çizelgesi olayı

Bu profil için henüz kaynak kaydı yok.

yayımlanmadı

Bilerek dışarıda bırakılanlar

Ölüm nedeni gibi sağlık bilgileri ve kaynağı çözümlenemeyen alanlar bu sayfada gösterilmez.

Metin lisansı

Vikipedi’den uyarlanmıştır

Bu profildeki metinler Vikipedi maddesinden alınmıştır ve CC BY-SA 4.0 lisansı altındadır.

05

Ne değişti?

  1. Profil oluşturuldu

    0 kaynak ve 0 olayla ilk kayıt.

06

Düzeltme masası

Bir hata mı gördün? Üç adımda bildir. Kaynak eklersen incelemesi hızlanır.

  1. Ne yanlış?
  2. Doğrusu
  3. Kaynak

Hangi bölümde bir hata var?

Önerin editör incelemesinden geçer, otomatik yayımlanmaz. E-posta adresin yalnızca bu başvuru için kullanılır.
07

Buradan nereye?

Kültür & Sanat alanındaki tüm profiller →