Kısaca kimdir?
Yeniçeri Ocağı (Osmanlıca: یڭیچری, çev. 'yeni asker'), Osmanlı İmparatorluğu'nda padişaha bağlı kapıkulunun en büyük birimiydi. Kesin kuruluş tarihi bilinmese de, on dördüncü yüzyılın son yarısında I. Murad döneminde (1362-1389) kurulduğu kabul edilir. Avrupa'nın ilk modern daimi ordusudur.
Yeniçeri Ocağı başlangıçta Ahilik temelinde kurulmasına rağmen daha sonra Bektaşîliğe yöneldi. Hanefiliğe mensup olan Yeniçerilerin taşıdığı İmâm-ı Â'zam bayrağı, ocağın en büyük bayrağıydı. Ocağa asker alımı pençik adı verilen yöntemle, savaşlarda ele geçirilen bölgelerden her 5 erkek çocuğun birinin devlet himayesine alınıp kısa bir eğitim görmesi ve ardından yeniçeri yapılmasıyla gerçekleşiyordu. Bunun yanında devşirme denen yöntem ile devletin hüküm sürdüğü topraklardaki Hristiyan çocuklar Müslüman yapılarak ocağa alındılar. Yeniçerilerin evlenmelerine müsaade edilmesiyle birlikte erkek çocukları da "kuloğlu" adı altında ocağa kaydedilmeye başlandı. Yeniçeri Ocağında "cemâat", "ağa bölükleri", "sekban bölüğü" ve bunlara bağlı toplam 196 adet bölük/orta mevcuttu.
I. Selim (1512-1520) ile I. Süleyman (1520-1566) dönemlerinde yaşlı ve hudutlarda görev yapanlarla sınırlı olmak üzere evlenmelerine müsaade edildi. Yeniçeri çocuklarının "kuloğlu" adıyla ocağa kaydedilmelerine müsaade edilmesi ise ocağın sistemini temelden etkiledi. Ayrıca evlenmenin yaygınlaşmasıyla birlikte yeniçeriler kışlalarda değil kendi evlerinde kalmaya başladılar.
III. Murad'ın saltanatında (1574-1595) ise geleneksel kurallara riayet edilmeden Türkler ve diğer Müslümanlardan da ocağa adam alınmaya başlandı. Zamanla kuralların gevşemesi ve ödeneklerin azalmasıyla birlikte ticaret ve diğer işler yapmaya başladılar. 17. yüzyılın ortalarına doğru ise devşirme sistemi kademeli olarak uygulamadan çıkmaya başladı. 1446'daki Buçuktepe İsyanı bilinen ilk yeniçeri isyanıydı. Bu tarihten itibaren yeniçeriler çeşitli sebeplerle isyan ve ayaklanmalara müdahil oldular. 18. ve 19. yüzyıllarda padişah ve sadrazamların indirilmesiyle sonuçlanan isyanlara müdahil oldular. Nizâm-ı Cedîd ve Sekbân-ı Cedîd gibi birliklerin kurulması sonucu isyan çıkardılar. Yeniçeri Ocağı, işlevini kaybettiği ve eski faydalarının kalmadığı öne sürülerek II. Mahmud tarafından 1826'da kaldırıldı.
Yeniçerilerin İstanbul'da "Eski Odalar" ve "Yeni Odalar" adıyla anılan kışlaları mevcuttu. Bu kışlalar yeniçerilerin askerî ve sivil yaşamlarındaki tüm faaliyetlere ev sahipliği yapardı. Yeniçerilerin yemek pişirdikleri kazanlar kutsal sayılırdı. Bu kazanların savaşta kaybedilmesi durumunda o bölüktekiler görevden alınır ve bir daha o bölüğe kaydedilmezlerdi. Her orta ve bölüğün kendine özel nişanları vardı. Yeniçeriler "börk" adı verilen bir başlık takarlardı. "Çuha" adı verilen kumaştan yapılan mavi veya lacivert renkli cübbeye benzeyen ve "dolama" adıyla bilinen bir elbise giyerlerdi. Kılıç, kalkan, yatağan ve balta, yeniçerilerin başlıca kullandıkları silahlardandı. Tüfek de 16. yüzyıldan itibaren orduda yaygınlaşmasıyla birlik
Gündemde
Başlıklar yayın kuruluşlarının RSS akışlarından ve konu sayfalarından otomatik eşlenir; sayfa açıkken kendiliğinden yenilenir. Haberin tamamı kaynağındadır.
Hayat hikâyesi
02.1Kuruluşu
Osmanlıların Rumeli'deki ilk fethinde bu bölgede daimi ve muvazzaf bir orduya ihtiyaç duydukları anlaşıldı. Tamamen Türklerden oluşan yaya ve müsellemler[a] yetersiz ve disiplinsiz oldukları için, padişahın emriyle sadece askerlik mesleğini icra eden acemi ve yeniçeri adlı Müslümanlaştırılan Hristiyan esirlerden yeni bir askerî birlik oluşturuldu. Yeniçeriler adlı kitabında Reşad Ekrem Koçu; Yeniçeri Ocağının kuruluş sebebinin bu kadar "basit" olmadığını, ocağın Orta Çağ'ın sonlarında derebeylik rejimine karşı Anadolu Türklerini merkezî bir yönetim altında toplamayı amaçlayan Osmanlı Hanedanı'nın mutlak iktidarını sağlamak için kurulduğu ve yeniçerilerin gülbankında söyledikleri "Kulluğumuz padişaha ayan..." sözlerinin de bunu gösterdiğini yazar.
Avrupa'nın ilk modern daimi ordusu olan Yeniçeri Ocağının kesin kuruluş tarihi bilinmese de, on dördüncü yüzyılın son yarısında I. Murad (1362-1389) döneminde kurulduğu kabul edilir. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Edirne'nin Fethi'nden sonra padişahın verdiği bir beratta iki yeniçeriden bahsedildiğini ve bunun da ocağın o tarihte var olduğunu kanıtladığını belirtir. Âşıkpaşazâde, Neşrî ve Oruç Bey gibi erken dönem tarihçileri ile anonim kaynaklar da teşkilatın 1361'de, Edirne'nin Fethi'nden sonra kurulduğu görüşünde birleşirler.
Yaya ve müsellem adlı birliklerin kurulmasına da katkıda bulunan Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa'nın acemi ve yeniçeri ocaklarının kuruluşunda da etkili olduğu bilinir. Kavanîn-i Yeniçeriyân'a göre Orhan Gazi (1323/4-1362) döneminde, kendisinin oğlu ve Rumeli kumandanı Süleyman Paşa'nın emriyle Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa'nın çevre yerlerden ilk defa yeniçeri yapılmak üzere 1000 kadar gayrimüslim topladı. Bu gayrimüslimler bir eğitime tabi tutulduktan sonra iki akçe maaşla yeniçeri yapıldı. Ancak bu yöntemin kusurlu olduğu anlaşılınca gayrimüslimlerin önce Acemi Ocağında eğitilmeleri ve sonra Yeniçeri Ocağına alınmaları uygun görüldü.
02.2Bozulması
Ocağın kuruluşunda yeniçerilerin evlenmesi yasakken, I. Selim (1517-1520) ile I. Süleyman dönemlerinde yaşlılar ve hudutta görev yapanlarla sınırlı olmak üzere Yeniçerilerin evlenmesine müsaade edildi. Ancak sınırlı olarak verilen bu izin zamanla yaygınlaştı[b] ve zamanla serbest bırakıldı. Böylece zamanla "kuloğlu" adıyla yeniçeri çocuklarının Acemi Ocağına istihdam edilmesi meselesi ortaya çıktı. Bu uygulama ilk olarak II. Selim'in cülûsu ile birlikte başladı. Yeniçeriler bu hakkı, tahta geçmek için İstanbul'a gelen yeni padişaha yaptıkları baskıyla elde ettiler ancak bu durum sistemi temelden etkiledi. O tarihe kadar ocağa alınacak askerler, belirli kıstasları karşılayıp, uzun süren bir eğitim sürecini tamamlayarak Acemi Ocağı veya Yeniçeri Ocağına kabul edilirken, kuloğlu sınıfının ocağa alınmasıyla bu sistem tamamen değiştirildi.
III. Murad'ın saltanatında ise savaşlar nedeniyle mevcudu eksilen ocağa geleneksel kurallara riayet edilmeden Türkler ve diğer Müslümanlardan adam alındı. Koçi Bey Risalesi'ndeki kayda göre, III. Murad oğlunun sünnet düğününde davetlileri eğlendirenlerin kendisinden ihsan olarak topçuluk ve cebecilik gibi görevler talep etmeleri üzerine, Yeniçeri ağasına "ağa çırağı" adı altında devşirme olmayanlardan ocağa alım yapma hakkı tanıdı. Ancak bu durum ocaktaki terfi bekleyen eski askerler ile yeniler arasında gruplaşmaların yaşanmasına ve uyumsuzluğa neden oldu. 16. yüzyılın sonlarına doğru sayıları 700'ü bulan kuloğullarından
belli yaşa gelenler Acemi Ocağına alınırken, zamanla bu sistem suiistimal edildi ve rüşvet karşılığı gelişigüzel adam alınmaya başlandı. I. Ahmed (1603-1617) döneminde Kavanîn-i Yeniçeriyân adlı eseri kaleme alan devşirme bir yeniçeri ise ocağın bozulmasının en temel nedenini devşirme uygulamasındaki usulsüzlüklere dayandırır.
Kuralların gevşemesi ve ödeneklerin eksilmesi de yeniçerilerin askerlik dışında başka işlerle uğraşmasına ve ocak disiplininin bozulmasına sebep oldu. I. Süleyman'ın saltanatında bir yeniçerinin askerlik dışında başka bir meslek yapması ocaktan atılma sebebi sayılırken,[c] zamanla yeniçeriler ticaret ve zanaatla uğraşır hale geldi. Evlendikten sonra kışla dışında yaşamaya başlayan yeniçeriler sayesinde şehirdeki kiralık evler askerler ile doldu. Bunun dışında han ve kahvehane gibi yerler ise yeniçerilerin ve yeniçeri olmak isteyen işsizlerin toplandığı bir mekan haline geldi. Yeniçerilerin halkı haraca bağlaması, soyması ve yağmalaması olayları da evlenmelerine müsaade edildikten sonra başladı.
17. yüzyılın ortalarına doğru Anadolu'dan özellikle Müslüman ve Türklerden ocağa adam alınmasıyla birlikte devşirme sistemi kademeli olarak uygulamadan çıkmaya başladı. Araştırmalara göre en geç 1380'lerde başlayan devşirme sistemi 1640'lardan önce önemli oranda terkedildi. 1640 tarihli bir sefâretnâmede şöyle denilir: "Burada iki etken vardır. Birisi Hristiyanların kendi çocuklarını vermek istememeleri, buna karşı kendilerine yükselme imkânı veren sisteme girmek için Türklerin iste
02.3İsyanlar ve ayaklanmalar
15. yüzyılın ortalarına kadar Yeniçerilerin isyan etmeleri ve itaatsiz hareketlerine dair bir bilgi bulunmamaktadır. Bu tarihten itibaren gerek saltanat değişiminde ve gerek meydana gelen çeşitli olaylarda, menfaatleri sebebiyle ocak ağaları tarafından ya da dışardan kimselerin teşvikiyle isyanlar meydana geldi. II. Murad'ın oğlu II. Mehmed'e tahtı bırakması nedeniyle 1446'da başlayan Buçuktepe İsyanı bilinen ilk yeniçeri ayaklanmasıdır. Bu tarihten itibaren 1589 tarihine kadarki dönemde yeniçerilerin karıştığı olaylar, taht çekişmelerine dayanan siyasi kavgada taraf olmak veya özlük taleplerine ait isteklerin yönetime iletilmesi türündendir. 1589 yılında gerçekleşen Beylerbeyi Vakası ile birlikte saray çevresindeki hiziplerin iktidar ve çıkar kavgaları daha belirleyici rol oynamaya başladı. Yeniçeriler zaman zaman yönetimden hoşnut olmayan ya da çıkarları sarsılan askerî-sivil toplumsal kesimlerin çıkardıkları isyanlara da katıldılar. 19. yüzyılın ilk çeyreğinde Nizâm-ı Cedîd ile başlayan ve Yeniçeri Ocağının ortadan kaldırılmasıyla son bulan dönemde ise yabancı ülkelerin ve uluslararası güçlerin etkinliği ağırlık kazandı.
İstanbul'da çıkan isyan ve ayaklanmaların tamamı yeniçeri kaynaklı değildi. Kapıkulu'nun en büyük birimi olan yeniçeriler, tüm "kul" sistemiyle özdeşleştirildikleri için I. Süleyman dönemi sonrasında çok sayıda kentsel huzursuzluk olayı bir terim halini alarak "yeniçeri isyanları" adıyla anıldı. Bunun yanında kul sisteminde yer alan birlikler her zaman uyum içinde değildi. Hükûmetin isyancı birliklere karşı koymak için kullanacağı küçük birliklerde vardı. Sarayda bulunan birlikler, özellikle de bahçıvanlar ve saray bekçilerinden oluşan bostancı teşkilatı, bu amaçla sıklıkla kullanıldı. Ayrıca, çeşitli birlikler arasında, özellikle yeniçeriler ile kapıkulu sipahileri arasında devam eden rekabet ve çıkar çatışmaları, onları çeşitli siyasi çatışmalarda zıt taraflarda yer almaya zorladı.
Yeniçeriler, devletin muhafazası için tahtta çocuk yaştaki II. Mehmed'i uygun bulmayıp II. Murad'ın tekrar padişah olması için Buçuktepe İsyanı'nı çıkardılar. Ayrıca taht mücadelesi veren ve kendilerine sığınan Şehzade Korkut'u ise I. Selim'den daha iyi bir yönetici olarak düşünmedikleri için I. Selim'in yanında saf tuttular. Buna benzer siyasî olaylarda yeniçerilerin bu tutumu padişahla baba-oğul ilişkisi münasebetine uygun eylemler olarak değerlendirilir. Ancak diğer isyanlarının çoğu özlük haklarıyla ilgiliydi. Mesela 1514'te İran seferi esnasında Eleşkirt'te yırtılan pabuçlarını tüfeklerine asarak I. Selim'e tepkilerini gösterdiler. 1560'ta ise II. Selim'in İstanbul'a gelip saraya girmesini cülus bahşişi ve emeklilik taleplerini karşılaması için engellediler.
16. yüzyılın sonlarında yeniçerilerin kendilerini devletle özdeşleştirme düşüncesi değişime uğradı. III. Murad'dan itibaren padişahlar seferlere gitmemeye başladı. Bu durum padişahın yeniçerilerden uzaklaşmasına, aynı zamanda iktidar gücünü kendi şahsında toplayan ve savaşlarda ordunun
02.4II. Mahmud'un tasfiye planı
Askerî ve ekonomik açıdan yıpranan Osmanlı İmparatorluğu aynı zamanda isyanlar ve uluslararası sorunlarla da mücadele ediyordu. Avrupalı devletler ise Osmanlı İmparatorluğu'ndaki isyanlarda azınlıkları destekliyordu. Avrupalı devletlere karşı koyacak ve mücadele edecek durumda olmayan Osmanlı İmparatorluğu'nun, Avrupalıların talepleri doğrultusunda geleneksel politikalarını geride bırakarak devleti ayakta tutan temel unsurlarını tasfiye etmesi gerekiyordu. Bunların en başında ise ulema, esnaf, asker, ayan ve eşraf gibi yerel güç odakları vardı. Hem devletin hem de kendi iktidarının varlığını koruyabilmek için batılılar ile iş birliğine gitmeyi uygun gören II. Mahmud, geleneksel unsurların ve yerel direniş odaklarının güç kaynağı olarak gördüğü Yeniçeri Ocağını uzun vadeli ve birkaç aşamalı bir plan ile ortadan kaldırmayı amaçlıyordu. II. Mahmud tasfiye planının ilk aşamasında ocağın itibarını yok etmek amacıyla yetenekli ve tecrübeli zabitleri ocaktan uzaklaştırdı. Bazılarını ise çeşitli sebeplerle uzak vilayetlere gönderterek orada idam ettirdi ve muhalifleri sindirdi. Aynı zamanda da bu sayede kendi safına da adam çekti. Ocağın imhası için Ağa Hüseyin Paşa terfi ettirilerek yeniçeri ağası yapıldı ve padişahın direktiflerini uygulamaya koydu.
Tasfiye planının ikinci aşamasında ise, becerikli ve yetenekli subaylar temizlenerek ocak içindeki dayanışmanın yıkılması planlandı. Bu doğrultuda Hüseyin Ağa odabaşılar ile seğirdim ustaları denilen aşçı ustalarını birbirlerine düşürdü. Dirayetli subayların etkisizleştirilmesiyle ocağın iç dayanışması zayıflatıldı. Bunun dışında ocağın tasfiye edilebilmesi için devlet kadrolarının da yeniden yapılandırılması gerekiyordu. Bu doğrultuda önce sadrazamlık koltuğuna Mehmed Selim Paşa getirildi. II. Mahmud, eğitim ve yargıyı elinde bulunduran ve ilk zamanlardan beri yeniçeriler ile dayanışma içinde hareket eden ulemayı da kontrolü altına alarak yürüttüğü operasyonda onların desteğini elde etmeyi amaçlıyordu. Bu doğrultuda Mekkizade Asım Efendi azledildi ve yerine Kadızade Tahir Efendi tayin edildi. Ayrıca yaptığı icraatlarla şüphe uyandırmaya başlayan Hüseyin Ağa da azledilerek yerine Mehmed Celaleddin Ağa getirildi. II. Mahmud bir yandan Yeniçeri Ocağında gizli kadrolaşma ve tasfiye çalışmalarını sürdürürken aynı zamanda kendine bağlı diğer birliklerdeki asker sayısını artırdı.
Ocağın en büyük destekçisi olan ulema ve halk üzerinde yeniçeriler aleyhine propagandalar yaptırarak bu kesimler ile ocağın bağını kesmeyi planlıyordu.
Mora'da devam eden Yunan İsyanı'nın şiddetlendiği bir zamanda II. Mahmud tarafından görevlendirilen Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa isyanı kontrol altına aldı. Nisan 1826'da Mora'nın önemli bir kısmı tekrar Osmanlı İmparatorluğu'nun kontrolüne geçti. Yeni usullere göre
eğitilen Mısır kuvvetlerinin, 5 yıldır bastırılamayan halk isyanını bastırmasıyla II. Mahmud bu durumu yeniçerilerin aleyhinde kullanmaya karar verdi. Sadrazam ve devlet erkanının katılımıyla yapılan toplantı sonucunda tali
Bağlantı atlası
Bu bağlar tahmin değil: iki kişiden birinin biyografisinde diğerinin adı geçiyor. Kanıt cümlesi her kartta yazılı.
-
Yeniçeri hayat hikâyesinde anıyor Acemi Ocağı
“Ancak bu yöntemin kusurlu olduğu anlaşılınca gayrimüslimlerin önce Acemi Ocağında eğitilmeleri ve sonra Yeniçeri Ocağına alınmaları uygun görüldü.”
-
Yeniçeri hayat hikâyesinde anıyor Ağa Hüseyin Paşa
“Ocağın imhası için Ağa Hüseyin Paşa terfi ettirilerek yeniçeri ağası yapıldı ve padişahın direktiflerini uygulamaya koydu.”
-
Yeniçeri hayat hikâyesinde anıyor Ali Paşa
“Mahmud tarafından görevlendirilen Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa isyanı kontrol altına aldı.”
-
Yeniçeri hayat hikâyesinde anıyor Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa
“Yaya ve müsellem adlı birliklerin kurulmasına da katkıda bulunan Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa'nın acemi ve yeniçeri ocaklarının kuruluşunda da etkili olduğu bilinir.”
-
Yeniçeri hayat hikâyesinde anıyor Edirne'nin Fethi
“İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Edirne'nin Fethi'nden sonra padişahın verdiği bir beratta iki yeniçeriden bahsedildiğini ve bunun da ocağın o tarihte var olduğunu kanıtladığını belirtir.”
Kaynaklar
Bu profil için henüz kaynak kaydı yok.
Bilerek dışarıda bırakılanlar
Ölüm nedeni gibi sağlık bilgileri ve kaynağı çözümlenemeyen alanlar bu sayfada gösterilmez.
Vikipedi’den uyarlanmıştır
Bu profildeki metinler Vikipedi maddesinden alınmıştır ve CC BY-SA 4.0 lisansı altındadır.
Ne değişti?
-
Profil oluşturuldu
0 kaynak ve 0 olayla ilk kayıt.
Düzeltme masası
Bir hata mı gördün? Üç adımda bildir. Kaynak eklersen incelemesi hızlanır.
- Ne yanlış?
- Doğrusu
- Kaynak
Önerin masada.
Editör ilk yanıtı en geç 5 iş günü içinde verecek. Kabul edilirse “Ne değişti?” günlüğünde görünecek.