suçun ve cezanın şahsiliği nin konuyla ilgisini anlayamadım. kimse fatma kurtulan ı kocası yüzünden hapse atalım mı demiş ? o zaman neden ortaya dökülüp alakasız bir savunma yapılmış.
burada vurgulanan; fatma kurtulanın evliliğinin, dtp ve pkk nın, duygusal(!) olmanın ötesinde organik olarak da birbirine bağllı olduğunun ipuçlarından birisi olmasıdır.
anlamıyorum insanlar bu şahısların evliliğinin şöyle yürüdüğünü mü sanıyor;
akşam biri dağdan iniyor öbürü meclisten çıkıyor, tunalı da buluşup şöyle bir dolanıp yemek yiyorlar,
- günün nasıl geçti hayatım ?
- her zamanki gibi işte.. tarantinonun yeni filmi gelmiş, gidelim mi ?
bu mudur yani ?
uyanın. kendinize gelin. öncelikle burada bahsettiğimiz, insanın, seçme şansının olmadığı kanbağı temelli bir akrabalık ilişkisi değil. burada, şu an dağlarda eylem yapan bir teröristi kendisine hayat arkadaşı olarak seçmiş bir politikacıdan bahsediyoruz. tekrar ediyorum; hayat arkadaşı ve politikacı.
milletvekili olabilecek kadar ciddi olarak politikayla uğraşan bir insanın, eşini seçerken onunla farklı politik görüşte, farklı siyasi kimliklere sahip olması düşünülebilir mi ? bir sosyal demokratla bir ılımlı muhafazakardan bahsetmiyoruz. biri dağda eylen yapan terörist öbürü milletvekili yahu !
bu ilişki dünyanın her yerinden bir numaralı haberdir, türkiye de de haberdir. araştırılmaya irdelenmeye de muhtaçtır. siz kafasını toprağa gömen devekuşları misali kafanızı ekşisözlüğe gömüp görmezden gelmeye devam edin.
turkiye'de demokrasinin ne kadar ilerlediginin gostergesi olabilecek kadin. kocasinin terorist olup daga ciktigindan bile haberi yok. insan karisina soylemeden daga cikar mi hic? belki kadinin dagdan istedigi bisey olur, ne bilim cocuk kellesi, ya da asker postali...
iki yil milletvekilligi yaptiktan sonra vefat ederse devlet pkkli oldugu bilinen esine emekli maasi odemesi yapacaktir.
(bkz: kiyak emeklilik)
not: entry cok kesin bilgilerle yazilmamistir.
devletten milletvekili maaşı alırken kocasının devlete kurşun sıkması son derece ironik olan milletvekili.
iyi niyetine inanmıyorum.
hayır ben bir çok sazanın hemen öngöreceği üzerine darbeci laikçi bir faşist değilim. hatta yaşantımı tamamen humanizm üstüne kurduğum söylenebilir.
şu an, anlık bir öfkeye ya da hezeyana kapılarak fikir beyan ediyor da değilim.
ama bu kadının iyi niyetine, barış istediğine inanmıyorum.
nefret dolu, neredeyse yılansı gözlerle bakıyor, ses tonuyla kin ve zehir kusuyor sanki.
kürsülerde öfkeyle kasılmış bir yüzle "barış" tan bahsediyor.
hayır.
doğurganlığının, dünyaya yeni bir varlık getirebilecek kutsallıktaki doğasının onda bir nebze insan sevebilme yetisi yarattığına, sevgiyle bir çocuğun başını okşayabileceğine, birini anne, kardeş sıcaklığıyla göğsüne yatırabileceğine inanmıyorum.
gözlerine bakıyorum ve onu bir insan olarak tartıyorum. kürt,dtpli,o ya da bu değil
insan olarak
ve ben
iyi niyetine inanmıyorum.
bayramda öldürülen teröristlerle ilgili "evlatlarımız tek tek imha ediliyor" demiş kişidir kendisi. bunun üzerine kim ne der, ne yapar bilmiyorum, açılım zırvalıklarından kusmuk geldi zira, ben "amerikalıların bi lafı vardır bildin mi"* değil de, bizim oralarda bi laf vardır bildin mi diyorum.*
zamanın berisinden gelen edit: zamanın ötesine gönderilmiş bu entry. mesaj alınmış belli merciilerce sanırım. şimdi daha da sindi içime.
farklı kulvarlarda aynı görevi ifa eden çiftten kadın olanıdır.
(bkz: bölücü terör örgütü)
mehmet agar ve çok sayın pek kıymetli başbakanımıza bir asker (!) selamı göndererek hanımefendinin de bir zamanlar dağda olup meclisin ortasına, üstten kontrollü ipli kuklalar misali indirildiğini müjdelemek isterim! buyrun efendim:
http://www.gercekgundem.com/?p=94549
8200 ytl milletvekili maaşı alan oksimoronluk semboliçesi hatun kişi.
aslında zamanında yaşı da müsaitken, menopoza girmesine daha çok varken niye inmiştir dağdan anlamadım. ayrıca çok vurdumduymaz bir kişiliğe sahip, kocası dağlarda abazan abazan dolaşırken hiç mi vicdanı sızlamaz yani.
genelkurmay başkanı yaşar büyükanıt'ın adını ağzına almak istemediğini ifade ettiği, kitlesel reflekslerin düğmesine basılmasıyla handiyse her allahın günü binaları "silahlı protesto"lara sahne olup da her nasılsa failleri çıkarıldıkları mahkemelerde serbest bırakılan, sistematik bir medya tacizi ve şiddetiyle boğuşan, ama hepsinden önemlisi bağımsız adaylarla girdikleri temmuz 2007 seçimlerinden 2 milyon'a yakın t.c. yurttaşı seçmenin oyunu alarak çıkmış yasal bir siyasal partiden (bkz: dtp) seçilmiş milletvekili. van'dan seçilen iki bağımsız vekilden biridir ve her ikisinin oy oranı %32'dir. meşruiyetin değerlendirileceği zemin, mevcut parlamenter sistemde budur.
(bkz: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=238447)
(bkz: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=238599)
milletvekilliğinin düşmesinin anayasal koşulları bellidir (md. 82 ve 84), ötesi "duygusal" bir tartışmadır.
ne duygusallığa ne seçim sisteminin ve de yasal düzenlemelerin soğukluğuna bel bağlamak istiyorsak, bir "siyaset ahlakı" penceresine kaymak gerekir. o pencereden bakıp da gördüğüm ise, ortaçağ insanlarının bedenlerini acıta acıta özlerindeki bilgiye ulaşma çabasının vahşiliğini aratmayacak bu geç-milliyetçi "itiraf ettirme" tamtamlarıdır.
yok, daha şiddetle, militer yöntemlerle, silahlarla ilgili bir derdimiz varsa, zorunlu askerlik hizmetinin ne manaya geldiğini, şimdi pardon bu ülkede değil de başka bir yerde mi askeri operasyonların yürütüldüğünü, en bir feci bütçesiyle kendi dağlarını bombalayanın kim olduğunu, peki tbmm'de bir yakını ya da kendisi silahlı eğitimden geçmemiş bir vekilin bulunup bulunmadığını da sormak gerekir.
biraz mantıklı olmaya çalışırsak da "terörist" diye ayrı bir canlı türü olmadığını; elbette o dağdakilerin birilerinin kocası, sevgilisi, oğlu, kızı, kardeşi, dayısı... olduğunu görmek gerekir. acıtsa da isyan ettirse de. görmek gerekir. belki o zaman bu denli dehşete kapılmayız. belki o zaman tam da dört koldan içine çekilmeye çalışıldığımız dehşet'e yüz vermemeyi becerebiliriz.
otoriter-militer-milliyetçi-antidemokratik devlet rejiminin ve her an hazırolunda bekleyen başta anaakım medya olmak üzere alt-zinde kuvvetlerin cinsiyet siyasetleri açısından baktığımdaysa, fatma kurtulan üzerinden yürütülenin hayrunnisa gül üzerinden veyahut vakt-i zamanında merve safa kavakçı üzerinden yürütülenden hiçbir farkı yoktur nezdimde.